Saturday, April 28, 2007



Dün yine çevrecilik faaliyetleriyle meşguldüm. Öğrencilerimizi TEMA vakfının Hadımköy'deki ağaç dikim törenine götürdük.Askeriyeyle ortak gerçekleştirilen bu günde bizim çocuklar önce asker abilerinden bir ağacın nasıl dikilmesi gerektiğini öğrendiler sonra da bol bol ağaç diktiler. Uzun zamandır geçirdikleri en güzel günlerden biriydi.Gönüllerince çimlerde oturdular,oyunlar oynadılar,ağaç diktiler,diktikleri ağaçlara kendi isimlerini verdiler..

Tabii ben de bu arada çimlere yayılıp bol bol fatograf cekme imkanı buldum:)Çiçekler böcekler çimenler ve çocukalar...

Bu arada güzel bir gelişme daha oldu...sevgili engimin bir kızı oldu,adı Seyda Duru..cok güzel,cok şirin,miniminnacık :)Duru'ya ailesiyle birlikte sağlıklı uzun bir ömür diliyorum!!

Monday, April 23, 2007


Bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı...Hepinizin bayramını kutluyorum!!


Her zamanki gibi ben yine bu sabah bayram kutlamaları için okula gittim; çocukların uzun zamandır hazırlandıkları gösterileri izlemek için...Hepsi bıcır bıcır rengarenkti; keyifle,heyecanla hazırladıkları gösterileri sunmaya başladılar...Tabii en az onlar kadar heyecanlı ve sabırsız bir grup daha vardı...veliler!! Çocuklarını izleyebilmek, fotograflarını çekip kameraya alabilmek için önlerinde herşeyi ezip geçebilecek vaziyetteydiler. Hatta bir ara bir öğrenciyle bir veli arasında şöyle bir konuşma geçtiğini duydum..güler misin ağlar mısın??


Öğrencinin isyanı: Ya bu bayram çocuk bayramı değil mi?? Biz hiçbişey göremiyoruz!!!

Kızgın Velinin küçücük çocuğa cevabı: Allah Allah!! Napalım...Ben de burda çocuğumun resmini çekmek zorundayım!!!!






Tuesday, April 17, 2007


Bugün eski bir dostla yeniden buluşmanın sevincini yaşıyorum :)) Adı Jif!! Tanışıklığımız 2000 senesine dayanıyor. Gençler arası değişim programıyla gittiğim Amerika'nın Indiana eyaletinin Fortwayne kasabasında mısır tarlaları arasında yapacak daha iyi bir şey olmadığından kendisinin müptelası olmuştum...Hele sabah kahvaltılarında sıcacık pancakeler üzerine sürülen şahane Jif ve üzerine dökülen syrup gibisi yoktu...
Gecenlerde Amerika'ya giden bir arkadaşım oradan bir şey isteyip istemediğimi sordu, ben de aman yok canım ne isteyeceğim her şey var burda dedim...dememle beraber beynimde şimşekler çaktı...Hayır dur!! Evet istediğim birşey var içinde fıstık taneleri olan Jif fıstık ezmesi!!!!!

Hımmmm!!Tanrım bu nasıl güzel bir tattır ve biz neden bu şahane tattan yoksun olmak zorundayız...yok mudur şu Jif'i buraya getirmeyi düşünen bir girişimci ruh?? Yoksa bir yerlerde satılıyor da benim mi haberim yok?? Neyse en azından şimdilik (kısa) bir süreliğne de olsa bu eski dostla hasret giderebilicem :)) I LOVE YOU JIF!!!

Thursday, April 12, 2007

muffin tree

Muffin tarifi ararken bu muffin filmlerini buldum. Çok hoşuma gitti, çok komik:)Neyse gideyim de yapamazsın diyenlere inat şöyle güzel muffinler yapayım!!

Sunday, April 08, 2007



Bir arkadaşım bu resmi forwardlamış. Konuya da "gelecekteki biz" yazmış...Çok hoşuma gitti!! Gerçekten ne kadar teknolojiyle iç içe yaşadığımızı düşündüm. Neredeyse gittiğimiz her yere taşıyoruz bilgisatarlarımızı...Girdiğim her kafede önünde notebookunu açmış çalışan yada işte öylesine nette vakit geçiren birilerini mutlaka görüyorum. Zaten cep telefonlarımızı hiç düşürmüyoruz elimizden, resmen bağımlı haldeyiz. Bazen evde unutuyorum telefonumu, sonra bütün gün bir tuhaf hissediyorum kendimi, sanki bir parçam eksikmiş gibi.. ha öyle çok arandığımdan yada sürekli birilerini aradığımdan değil.. hatta tam tersi.. çok da bayıldığım söylenemez telefonda(özellikle cep telefonunda) konuşmaya ama yinede telefonum çantamda durduğunu bilmek rahatlatıyor nedense..Neyse bundan 50 yıl sonra bizde bu yaşlara geldiğimizde manzara buna benzer bişey olur heralde gerçekten de..ne dersiniz??

Wednesday, April 04, 2007


Evet..nihayet dün sinemaya gidip şu çok görmek istediğim filmi görebildim! Paris, Je Taime...gercekten de oyle:) Kısa film severmisiniz bilmem..hani benim de oyle ozel bir kısa film duskunlugum yoktur...ama gercekten de cok meraklıları oldugunu biliyorum...Aslında düşününce gercekten super bu kısa filmler..Bazı filmlerin 2-3 saatte anlatamadığını 5 dakikada anlatabiliyorlar...
İşte Paris,Je T'aime de boyle bir film..20 kısa filmden olusan uzun bir film...Filmlerin birbirleriyle hiçbir bağlantısı yok..Hepsi tamamen birbirinden ayrı, hepsinin olaylara ve Paris'e farklı bir bakış açısı var...Bazıları o kadar etkileyici ki, asla hafızanızdan çıkmayacak cinsten, mesela posterdeki kırmızı trençkotlu kadının hikayesini anlatan film...Eminim bundan sonra ne zaman kırmızı trençkotlu birini görsem bu kısacık film gelecek aklıma...Neyse uzatmıyım lafı; baştan aşağı keyifle izlediğim bir filmdi bu...görülmesi gerekenler listeme bir çentik daha atabildiğim için çok mutluyum :))

Bu arada başka neler yaptım yada yapamadım:
-hala istikrarlı bir şekilde haftanın 4 günü yürüyorum (kendimle gurur duyuyorum)
-seyret seyret bitmek bilmeyen Lost'u seyretmeye devam ediyorum
-çok alışveriş havamdayım ama kendimi tutuyorum
-yarın 7.sınıfları sınav yapmam gerekiyor ama sınav sorusu hazırlamak yerine ben burda oturmus bunları yazıyorum...

Thursday, March 29, 2007


Bu hafta çok güzel bir film giriyor vizyona..yani bilmiyorum ama çok güzel olduğunu tahmin ediyorum :) Paris,Je T'aime.. Filmde kimler yok ki..Aklınıza gelebilecek herkes var aşağı yukarı..Tam yirmi tane yönetmeni var mesela..20 yönetmenin kamerasından 20 farklı Paris ve aşk hikayesi..Sizin kulağınıza da iyi gelmiyor mu?? Görmek istediğim bir sürü film var ve hiçbirine vakit bulup gidemiyorum demiştim.. Ama çok kararlıyım hemen yarın olmasa bile cumartesi mutlaka izleceğim bu filmi..Sonra üzerine daha cok yorum yaparım!




Bu arada Paris demişken izlemediyseniz size mutlaka Luc Besson'un Angel-A sını izlemenizi tavsiye ederim. Tam bir loser olan Andre ve onu kurtarmaya gelen meleği Angel-A arasındaki sıradışı hikaye. O kadar güzel ki, o kadar güzel Paris manzaraları var ki, ve öyle bir aşk hikayesi ki gerçekten izlemelisiniz..siyah beyaz şahane bir Paris ve aşk hikayesi.




Umarım Paris,je t'aime de Angel-a kadar güzel ve etkileyici bir filmdir!! Sabırsızlıkla bekliyorum..İzler izlemez izlenimlerimi yazıcam :)








Monday, March 26, 2007

2070'den Mektup!

Siemaya gitmek istiyoruuuummm!!!! Görmek istediğim istediğim bir sürü film var ve ben bir türlü zaman bulup sinemaya gidemiyorum. Utanmadan bir de neler izleyebiliriz bu hafta diye yeni gelen filmleri falan yazıyorum.Peki bunlardan kaçını izleyebildim?? Çok azını :(
Ne güzel ayarlamıştım ders programımı, haftasonu dersti kurstu vakit kalmıyo bari hafta içi giderim demiştim...hıh...çok gittim gerçekten de!!
Bu hafta için planlarım vardı onlar da bütün bir haftamı alacak çevre semineri yüzünden suya yattı..
Bugün seminerin ilk günüydü...Konu malum...internette de cok donen bir filmi izleterek basladılar konuya..2070'DEN MEKTUP..film yukarda..izlemediyseniz izleyebilirsiniz(her ne kadar iç açıcı olmasada)..

Thursday, March 22, 2007

Bugün yine çok mutlu bir gündü. Çünkü şakır şakır yağmur yağdı.Ben de bütün dilimde aynı şarkı dolandım durdum:

It's raining men
Hallejulah

Gerçi ilk defa bugün bu kadar dikkatimi çekti bu şarkının sözleri,bildiğimiz yağmurla falan uzaktan yakından alakası yok ama olsun, ben onu öyle kabul ediyorum :)

Günün anlam ve önemine uygun bir de etkinlik gerçekleştirdim.Okulumun Çevre Klubündeyim.Bugün de 15 öğrencimi Saint Joseph Lisesindeki Küresel Isınma konulu sempozyuma götürdüm.Küresel ısınma ve çevre bilinciyle ilgili ilköretim ve lise öğrencilerinin hazırladigi sunumlari izledik.Hepside çok iyi hazırlanmıştı.Iste size bugunden bazi notlar:

KÜRESEL ISINMAYI ENGELLEMK ICIN BIREYSEL OLARAK NELER YAPABILIRIZ???
Bozuk bir musluk 10 dakikada 1 kahve fincanı su doldururmuş,buda yılda 11.100 litre su demekmis..Bozuk muslugunuz varsa aman dikkat!!Ayrıca banyoda ve mutfakta düşük hızlı su akışı 4 kişilik bir aileye yılda 13.200 litre su tasarruf ettiriyormuş!




Alışverişte ekonomik boy urunler secmekte yarar var!








Geri dönüşüm onemli!








Ve tabii ki ağaçlar,ormanlar..Her yıl hektarlarca kaybettiğimiz ormanlar..Kaybettiklerimizin yerine yenilerini dikmek görevimiz









Contact TEMA

Tuesday, March 13, 2007

Bahar geliyor, doğa yeşeriyor, çiçekler açıyor, böcekler uçuyor...
Doğadaki herşey yeşerip canlanırken bizim de birşeyler yapmamız lazım, öyle yan gelip yatmak olmaz...Zaten bütün kış yedik,içtik,yattık...Vücüdumuzun malum bölgelerini bir güzel büyüttük...Ama artık bu gidişata bir dur demenin zamanı geldi...Vee ben bu gidişata dur demek için geçen pazar yürümeye başladım...Söz verdim kendime okula geç gittiğim günler her sabah 1 saat yürüyecektim...Verdiğim sözü tutmakta karalıydım...Nitekim 2 gün gayet başarılı bir şekilde, üşenmeden kaltım,eşortmanlarımı giydim,arabaya atlayıp ver elini Caddebostan sahil...Yürüdüm yürüdüm...Mis gibi hem sporumu yaptım hem temiz deniz havası aldım...Temiz havaya dikkatinizi çekmek istiyorum.Lakin bir spor salonuna gidemememin en önemli nedenlerinden biridir.Bilirsiniz spor salonlarının kendine has tuhaf bir kokusu vardır, beni hep rahatsız etmiştir...Neyse konu fazla dallanıp budaklanmadan toparlıyayım 3. gün yine sporumu yapmak üzere bir heves kalkmıştım ki o da ne şakır şakır yağmur, buz gibi bir hava. Tabii o gün ve ertesi gün bizim yürüyüş hava şartlarına takıldı..Pazara kadar da iş engeline takılacak..Ama pazar günü çok karalıyım az biraz kahvaltı ondan sonra ver elini sahil...Spor yapmak gibisi yok arkadaşlar...Vallahi!!

Thursday, March 08, 2007

KADIN

Kimi der ki kadın
uzun kış gecelerinde
yatmak içindir.
Kimi der ki kadın
yeşil bir harman yerinde
dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir.
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran.
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek,
ne ayal, ne vebal.
O benim kollarım, bacaklarım.
Yavrum, annem, karım, kız kardeşim hayat arkadaşımdır.

Nazım HİKMET

8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nüz kutlu olsun!!

Sunday, February 25, 2007

Oscar törenleri için geri sayım başladı...Bakalım altın heykelcik bu yıl kimlere gidecek?
Aday filmlerin bir kısmını izleme fırsatımız oldu. Bir kısmı bu hafta gösterime girdi,bir kısmını da önümüzdeki haftalarda izleme fırsatımız olacak. Gerçi bu hafta o kadar çok iyi film geldi ki geçen haftadan izleyemediklerimizi de eklersek hepsini izleyebilme olasılığımız yok gibi bişey. Onun için doğru seçimler yapıp mutlaka görmemiz gerekenlere öncelik vermeliyiz kanımca.
Peki Oscar yarışında bizim tahminlerimiz ne kadar tutacak? Filmlerin hepsini izleme fırsatı bulamadığımız için çok doğru tahminler yapmak mümkün değil belki ama yinede gönlümden geçenleri yazayım.
En İyi Film: Birçok festivalden ve Golden Globe'dan başarıyla çıkan Babel Oscara en yakın aday.
En İyi Yönetmen: The Departed(Köstebek) ile Martin Scorsese (adamcağız nerdeyse her sene aday olup olup alamıyor bu ödülü bu sene sırf bu yüzden alabilir diye düşünüyorum) Ama olur da yine alamazsa ikinci olasılık Babel ile Alejandro Gonzalez Inarritu
En İyi Erkek Oyuncu: Bu kategorideki filmlereden sadece bir tanesini izleme fırsatımız oldu o da Kanlı Elmas. Leonardo gercekten iyi bir performans sergilemiş,neden olmasın?
En İyi Kadın Oyucu:Gönül ister Devil Wears Prada'daki muhteşem oyunculuğu ve karizmasıyla Meryl Streep kucaklasın Oscarı.Ama diğer adaylarda oldukça iddialı.Sanırım en çekişmeli kategori bu olacak. The Queen'deki rolüyle Helen Mirren övüle övüle bitirlemiyor, Golden Glob'u almış olması da onu Oscar'a biraz daha yakınlaştırıyor. Penelope Cruz Volver'daki rölüyle zaten şimdiye kadar bu daldaki birçok ödülü kapmayı başardı. Kate Winslet ve Judi Dench de bir o kadar önemli rakipler.
Diğer adaylara buradan ulaşabilirsiniz.
Herşey bu gece saat 01:00 itibariyle belli olmaya başlayacak. Uyumamayı başarabilirsem kanlı canlı seyretmeyi planlıyorum Oscar törenlerini. Bakalım tahminlerde ne kadar başarılı olacağız :)

Sunday, February 18, 2007

Tuesday, February 13, 2007


Keyifli zaman geçirmenin en iyi yöntemlerinden biri de müzik dinlemektir.Üstelik ekstra zaman ayırmamıza da gerek yoktur.Evde,arabada,işte,yürüken,yemek pişirirken,ders çalışırken...Evet bütün bunları yaparken müzik dinleyebilir,içinde bulunduğumuz durumu,mekanı daha keyifli bir hale getirebiliriz.Hani müzik ruhun gıdasıdır derler ya,kesinlikle doğru!!
Uzun zamandır beklediğim Norah Jones'un yeni albümüne kavuştum nihayet.Çok güzel,çok keyifli..Favori parçam da Little Room!! Norah Jones sevenleriniz varsa kesinlikle tavsiye ederim!

Friday, February 09, 2007

Uzun zamandır yazamıyordum malum tatildeydik.Ancak her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi tatilin de sonu geldi.Haftasonunu saymazsak bugün tatilin resmi olarak son günü. Neyse canım şimdi olayı abartıp çalışan arkadaşlarımı sinirlendirmiyeyim.Bu kadar tatil yeter,biraz da çalışmak lazım,dimi ama??



Tatilin son günü şerefine dün güzel bir gün geçirdik.Uzun zamandır yapmadığımız bir aktiviteyi gerçekleştirip operaya gittik."Ali Baba ve Kırk Haramiler".Aslına bakarsanız daha önce hiç Türkçe opera izlememiştim.Alışık olmayınca biraz tuhaf geldi doğrusu ilk başlarda.Ama dinledikçe kulağım alıştı,hoşuma gitti.Üstelik çok da komikti.40 Harami sahneye çıkarlar ve oyun başlar:

Kırk atlı akınlarda çocuklar gibi şendiiiik!
Kırk atlı akınlarda dıgıdık dıgıdık dıgıdık
Dik dik dik dik! Dik dik pek şendik
Derken bir gün derken bir gün ah enslendik!
Hah hah hah ha hih hih hiine biçim enselendik!!
(...)




Tabii aktiviteler bu kadarla bitmiyor.Operadan önce sister cebe'nin bulduğu bir Rus lokantasına gittik.Adı "Rejans". 1930'dan beri aynı yerde. Müdavimleri arasında kimler yokki. Atatürk de gidermiş zamanında. Cam kenarındaki masada otururmuş. Zaten duvarlarda gelmiş oturmuş bütün ünlülerin isimleri var. Bizim masamızın yanında da iki tanıdık isim vardı.
Aslında iyi bir dizi izleyicisiyseniz bu mekanı mutlaka görmüşünüzdür. Mesela en son Hatırla Sevgili orada çekilmiş. Cuma-Cmrts aksamları canlı müzik de varmış.



Gel gelelim yemeklere.Hepsi pek lezzetliydi.Ama isimleri Rusça olduğu için bu balık hafızamla ancak iki tanesinin ismini hatırlayabiliyorum. İlki "Porç" çorbası.İçinde pancar,lahana,havuç ve de patates var.Ben pancar sevmediğim için bu çorbadan yemedim.Ama arkadaşlarım çok lezzetli olduğunu söylediler. Daha sonra da resimde gördüğünüz et yemekleri geldi.Hepsi de gayet doyurucu ve lezzetliydi.Tabii böyle güzel bir yemeği tatlısız bitirmek olmazdı.Bizde hemen tatlı siparişimizi vermek üzere Türkiye'nin (tescilli) en iyi garsonlarından Uğur Bey'in yardımına başvurduk, o da bize içi taze meyvalarla dolu bu şahane tatlıyı getirdi.Tabii yine tatlının adını hatırlamıyorum ama açıklaması şuydu: Gösterişli ama hafif. Kesinlikle doğru!!

Sunday, January 28, 2007




Karlar düşer...
Düşer düşer ağlarım
Hep isminii..
Hep ismini anarııımmm!!

Napiim kar görünce illa ki bu şarkı geliyo aklıma, bütün gün takılıp kaldı ağzıma.

Saturday, January 27, 2007

Bugün çok mutluyum. Ne zamandır yolunu gözlediğim "yağmur" nihayet yağdı bugün. Hem de neredeyse bütün gün. İnşallah bu birkaç gün daha böyle devam eder.
Evet biliyorum yağmur yada kar yağdığı zaman İstanbul'a, hayat felce uğruyor.Zaten berbat olan trafik iyice çekilmez hale geliyor, saatlerimiz dura kalka yollarda heba oluyor. Ama bu sene ben neredeyse bunları bile özledim.
Normalde yılın bu zamanları yeter artık yağmasın şu yağmur, kar, göstersin artık şu güneş gül yüzünü dememiz gerekirdi. Ama bu sene tam tersi. Sizi bilmem ama Ocak ayında yaşadığımız bu güzel güneşli günler bende stres yaratmaya başladı. Her sabah yataktan kalkıp bir umut cama koşuyorum, belki gece yağmur yağmıştır diye. Ama her seferinde hüsrana uğruyorum. Neyseki bu sabah öyle olmadı. Bu sabah kalktığımda güneş parlamıyordu, yağmur da yağmıyordu ama en azından kara kara bulutlar yağmurun gelmekte olduğunu müjdeliyordu. Ve nihayet yağmur başladı çisi çisi yağmaya. Aldı beni bir mutluluk. Üzerimden büyük bir yük kalktı sanki. Yağmursuz karsız kış mı olur canım. Yarın sıcaklık biraz daha düşekmiş hatta kar bile yağabilirmiş. Kar yağmasını gerçekten, hem de tatil zamanı, bu kadar isteyeceğim hiç aklıma gelmezdi doğrusu. Ama böyle düşünen tek kişi ben değilim, onu da biliyorum!!
Herkese karlı olmasa bile bol yağmurlu günler diliyorum.

Tuesday, January 23, 2007


Pazar günü hava pek güzeldi, güneş pırıl pırıl parlıyordu. Uzun zamandan beri şöyle güzel bir Boğaz kahvaltısı yapmıyorduk. Güzel havayı da değerlendirmek için attık kendimizi erkenden yollara.

Hedef Rumeli Hisarı..
Amaç geçenlerde gazete de okuduğum yeni mekanı keşfetmek...Mekanın adı Limon...Küçücük şirin bir yer...oyle cok geniş bir kahvaltı menüsü yok..bildiğiniz Turkish kahvaltı...birkaç çeşit lezzetli peynir,zeytin,domates salatalık ve benim gibi meraklısıysanız şahane ev yapımı reçeller... Bir güzel karnımızı doyurduktan sonra doğruca çıkıyoruz Boğaz'da yürüyüşe. Hava çok güzel; insanı hafiften ısıran bir rüzgar var..Yürüyüş rotamız Bebek' e doğru...Amaç tabii ki mideye birer waffle indirmek!!Yürürken yaktığımız üç beş kaloriyi hemen yerine kat kat fazlasıyla koymak durumundayız, mazallah, noolur noolmaz!

Yürürken balıkçılar takılıyor gözümüze ve ayaklarımıza. Sahil alabildiğine balıkçı kaynıyor, hepsi rastgele sallamışlar oltalarını bekliyorlar istavritlerin gelmesini...Bazıları şanlı...üç dört istavrit birden takılmış oltasına, doldurmuş kovasını...Bazıları da bekliyor da bekliyor, tam tamam, galiba birşey takıldı ucuna diye çekiyor oltasını, bir de bakıyor sadece bir tane küçüçük istavrit yavrusu, kıraça gelivermiş...Ama olsun yine de özenle çıkarıp atıyor kovasına kıraçasını

Saate bakıyoruz epey olmuş, artık yavaş yavaş evlere doğru yol alma zamanı..Kahvaltı olayına fazla ara vermemek üzere sözleşip evlerimize dağılıyoruz.

Wednesday, January 17, 2007

Bir dizi başladı hepimiz bir anda hastası olduk...Salı olsa da izlesek diye günleri iple çeker olduk. Salı geceleri sanki hayat duruyor. Camdan dışarı bakıyorum, televizyonları görebildiğim diğer evlere, istisnasız hepsi aynı şeyi gösteriyor: "Binbir Gece".

Binbir Gece Masallarını hepimiz biliriz. Hikayeye göre Fars Kralı Şehriyar Hindistan ile Çin arasında bir adada hüküm sürermiş. Bir gün Şehriyar karısının kendisini aldattığını öğrenince çok sinirlenir ve tüm kadınların sadakatsiz ve nankör olduğuna inanmaya başlar. Bu sinirle önce karısını öldürtür. Bundan sonra her gece yeni bir gelin alır ve geceyi geçirdikten sonra tan vakti kadınları idam ettirir. Nihayet bir gece gelin olarak Şehrazat'ı alır. Daha önceki gelinlerin başlarına geleni bilen Şehrazat bu işe bir son vermek için akıllıca bir plan yapar. Her gece Şehriyar'a çok güzel ve heyecanlı hikayeler anlatmaya başlar. Ancak hikayenin en heyecanlı yerinde durur ve devamını ertesi gün anlatacağını söyler. Tabii hikayenin sonunu merakla bekleyen kral hikayenin sonunu öğrenebilmek için Şehrazat'ı öldürtmez ve bu böylece sürüp gider.İşte bu yüzden de bu hikayelere Binbir Gece Masalları denir.
Şehriyar ve Şehrazat'ın 3 tane çocukları olur. Şehriyar zamanla yumuşar ve kadınlara olan öfkesi de diner.

Bizim izlediğimiz Binbir Gece'de işte bu hikayeden yola çıkmış modern bir İstanbul masalı bana kalırsa.
Dizinin, benim en sevdiğim bir diğer yanı da müzikleri. Dizinin orjinal müzikleri çok başarılı.Ancak patronların sürekli Şehrazat'ı düşünürken dinledikleri "The Kalender Prince" adlı eser tam bir masalsılık katıyor bence olaya.

Bakalım ilerleyen haftalarda bu masal nasıl ilerleyecek!!