Tatilde internette buldugum sacmasalak oyunlara sarmış vaziyetteyim..ıyyyy dediginizi duyar gibiyim..ben de kendime surekli aynı tepkiyi veriyorum ama naapiim..
bir oyuna takıldım..15. adımında kaldım ilerleyemiorum..cok fena sinirlerim bozuluyo..nasıl olur da olmaz yaa valla kafayı yicem..
bakın arkadaslar oyunun linkini veriyorum..oyunda yapmanız gereken sey cok basit...kemiği kopeciğin ağızından alıp mutfaga goturuyosunuz..sonra kopeciğin de mutfağa ulaşmasını sağlıyosunuz..hadi bakalım..ben burda "imdaaaaatt" diye bağırmaya başlamadan bir yardımcı olun bana..oyunumuz IN THE DOG HOUSE
hadi bakalım..şimdiden kolay gelsin :))
Thursday, January 29, 2009
Friday, January 23, 2009
tatil ve profiterol
Yeni yıl geldi gecti..hatta 1. ay bitmek uzere..zaman inanılmaz hızlı akıyor..hızına yetismekte zorluk cekiyorum..hep bişeyler eksik kalıyor..yapmak istedigim hicbirseyi tam olarak yapamıyorum...
gectigimiz haftayı çook yorgun ve gergin gecirdim..
kova burcuyum ben...ozelliklerinden biri her işi son dakikaya bırakmak..ki bende cok bariz şekilde gorulen ozelliklerinden biri..en sevmedigim huylarımdan biri..ama naapsam onune gecemiyorum..naapsam,ne kadar organize olmaya calışsam da bişeyler hep son dakikaya kalıyor
malum bugun karneleri verdik..benim -yorgunluk ve gerginiligimin sebebi de karne olayıydı zaten..eh tabii sen yaparsan yazılıları son dakka...okumazsan odevleri son ana kadar olacagi bu..hepsini iki gun icinde yetiştirmeye calısırsın işte...
neyse kazasız belasız atlattık karne olayını..butun notları yetistirdik..sahiplerine teslim attik..bazıları cok sevindi bazıları pek uzuldu karnelerine..olsun bakalım daha ikinci donemi var bu işin..şimdi 15 gunluk tatil bizi bekler :))
tatilin ilk aktivasyonu olarak dun aksam gizmoyla beraber profiterol yaptık..:) enteresan bir aktivite oldugunun farkındayım..
oyle sakin sakin oturuken bir anda kendimizi profiterol yaparken buluverdik...ustelik herseyini de kendimiz yaptık...once toplar hazırlandı fırında pişirildi..onlar fırında beklerken içinin kreması hazırlandı...şırıngayla topların içi dolduruldu ( acayip el olayacı bişey..şırınganın içindeki krema zort diye bitiyor..hadi bidaha doldur..o şırıngayı aç kapa..açama kapayama..ellerin vıcık cıvık olsun vs..) sonra da uzerinin sosu yapıldı..
sonuç???


gectigimiz haftayı çook yorgun ve gergin gecirdim..
kova burcuyum ben...ozelliklerinden biri her işi son dakikaya bırakmak..ki bende cok bariz şekilde gorulen ozelliklerinden biri..en sevmedigim huylarımdan biri..ama naapsam onune gecemiyorum..naapsam,ne kadar organize olmaya calışsam da bişeyler hep son dakikaya kalıyor
malum bugun karneleri verdik..benim -yorgunluk ve gerginiligimin sebebi de karne olayıydı zaten..eh tabii sen yaparsan yazılıları son dakka...okumazsan odevleri son ana kadar olacagi bu..hepsini iki gun icinde yetiştirmeye calısırsın işte...
neyse kazasız belasız atlattık karne olayını..butun notları yetistirdik..sahiplerine teslim attik..bazıları cok sevindi bazıları pek uzuldu karnelerine..olsun bakalım daha ikinci donemi var bu işin..şimdi 15 gunluk tatil bizi bekler :))
tatilin ilk aktivasyonu olarak dun aksam gizmoyla beraber profiterol yaptık..:) enteresan bir aktivite oldugunun farkındayım..
oyle sakin sakin oturuken bir anda kendimizi profiterol yaparken buluverdik...ustelik herseyini de kendimiz yaptık...once toplar hazırlandı fırında pişirildi..onlar fırında beklerken içinin kreması hazırlandı...şırıngayla topların içi dolduruldu ( acayip el olayacı bişey..şırınganın içindeki krema zort diye bitiyor..hadi bidaha doldur..o şırıngayı aç kapa..açama kapayama..ellerin vıcık cıvık olsun vs..) sonra da uzerinin sosu yapıldı..
sonuç???
hiç fena degil...
maalesef bitmiş haline ait daha iyi bir fotografımız yok...yemeye dalıp çekmeyi unutmuşuz.......
tatil boyunca mutfak etkinliklerimiz devam edecektir efenim :))
Sunday, December 28, 2008
Sunday, December 07, 2008
Olayımız yemek içmek..yiyip içmediğimiz zamanlarda da yemek içmekle ilgili başka faaliyetlerde bulunmak..nedir onlar?
- evdeysek ve o sırada birşey yemiyorsak home tv seyredip iştahımızı kabartmak
- yapılabilecek kolay tarifleri uygulamak
- istanbul life alıp nerede ne yiyebiliriz diye aranıp taranmak
- internette yemek bloglarını gezip durmak vs..vs...
Gecen hafta ben okuldayken Gizmo aradı..."Çikolata kursu buldum..gidelim mi???" dedi..ne gereksiz bir soru..cevabı belli "TABİİ Kİ GİDELİM..SUPPERRRR!!" bundan iyisi şamda kayısı :)
Atladık gittik Taksime..yaklaşık 13-14 kişilik bir grupla başladık çikolata yapımına..tabii ki super bişey çikolatayla oynamak..oldukça da kolay gibi..en azından orda oyleydi..bayram sonrası evde seri uretime gecmeyi planlıyorum..kolay mı zor mu oldugunu evdeki çalışmalardan sonra karar vericez bakalm..
Bunlar da benim yaptığım çikolatalar..:)) 

Bayramınız kutlu olsun!!
Sunday, November 23, 2008

Biliyorum fazla üst üste oldu ama napiiim boyle denk geldi...bugun de Osmanlı Cumhuriyetini izledik :))
Sizlere de izlemenizi tavsiye ederim...çok trajikomik bir film...Osmanlı İmp. devam etseydi halimiz nice olurdu???
Gani Müjde'nin ellerine sağlık..
Hep sinema hep sinema...biraz da kitaplardan bahsedelim.
Zülfü Livaneli'nin "Son Ada"sını okuyorum şu anda...hatta bitirmek üzereyim...zaten çok uzun değil ve çok akıcı...1 yada 2 gün de rahatlıkla bitirilecek kıvamda..
tavsiye ederim...bu kitabı okuduktan sonra martılara artık farklı bakacaksınız...her martı gördüğünüzde bu kitabı hatırlayacaksınız...
Thursday, November 20, 2008
geneceterekecelele ile sinema günleri devam ediyor...
bugün de yine bir türk filmi izledim..Devrim Arabaları..
mutluyum çünkü üçtür gittiğim türk filmlerinden gittiğime pişman olmadan çıkıyorum..herkese de tavsiye ediyorum..."Türk Malı" ilk araba olan DEVRİM in hikayesi anlatılıyor filmde...Devrim'i yapabilmek için canla başla çalışan Türk mühendislerinin hikayesi..demek ki artık biz de iyi hikayeler iyi senaryolar yazıp iyi filmler yapabiliyoruz..
Friday, November 14, 2008
gittim...gordum...gerci gidiyorum dedigim gun gidemedim ama olsun..nolacak benim bu unutkanlık halim bilemiyorum...surekli birseyleri unutuyorum...o gun arkadasım aradıgında sinemaya gitmek icin tamam dedim..evden fırladım...meger benim o aksam icin baska bir programım varmıs..sinemaya girmeden annem hatırlattı da filmin yarısında cıkmak zorunda kalmadık...vitamin eksikligimi dir, kafanın dagınıklıgı mıdır, bosvermislik midir nedir ben anlayamadım ama bir gun bu unutkanlık benim basıma bir isler acacak..dur bakalım
filme gelirsek...ben şahsen begendim..muzikler cok basarılı...aglamadım ama gozlerim doldu...bu arada fragmandaki sarkıyı kesfettim...evde arabada surekli dondur dondur aynı sarkıyı dinleyip duruyorum...hazır elim fransızca sarkılara degmisken birkac tane de charles aznavour indirdim...şahane...iyi geldi bu sarkılar bana...bıkmısım hep aynı seyleri dinleyip durmaktan...fragmandaki sarki da michel fugain'in une belle histoire'si...çok guzel bir melodi bu yaaa..duyabiliyo musunuz..su anda da çalmakta :))
fransız filmleri tadında bir turk filmiydi bence bu film...guzel yani :))
Monday, November 10, 2008
Yorgunum..uykusuzum..bu erken kalkmalara hiç alışamadım..iki senedir sabahları mışıl mışıl uyumaya alışmışım bir kere..şimdi sabah saat 7buçukta ders anlatıyo olmak şaka gibi bişey..ama olsun günün geri kalanı bana kalıyor..tabii bişeyler yapacak halim olursa..gerçi halim olsa da olmasa da hep yapacak bişeyler oluyor..şimdi de tam eve geldim bilgisayarımı açtım bloguma birşeyler karalayıvereyim derken arkadaşım aradı sinemaya gidelim mi dedi...e sinema denince akan sular duruyor tabii..tamam dedim..gidelim tabii..çok merak ediyorum çağan ırmak'ın son filmi Issız Adam'ı...bu arada filmin fragmanındaki fransızca şarkının adını bilen var mı varsa lutfen soylesin...aslında çok eski bir şarkıdır o ama fransızca olmasından mutevellit adını da soyleyenin kim oldugunu da bilmiyorum..neyse o zaman ben kaçanzi..gidip ıssız adamı seyredenzi..sonra da size anlatanzi :))
Monday, November 03, 2008
ah blogum canım blogum..nerdeydin..nerelere gittin..
çok sık yazmasamda çok buyuk eksikliğini hissettim
okuduğum arkadaşlarımdan haber alamaz oldum..meger ne alışmışız su blog olayına da haberimiz yokmuş...
gorusmeyeli neler yaptım..
çok guzel bir 29 ekim geçirdim..uzun zamandır en dolu dolu kutladığım cumhuriyet bayramıydı
sabah okuldaki torene gittim...hava da pek bir guzeldi o gün..sonra da boğazda tekne turu..ellerimizde bayraklarımız boğazı bir uçtan bir uca gezdik durduk..sahildekelirle uzaktan bayramlaştık..e hazır boğaz taraflarındayken akşamki havai fişşek gösterilerini de izleyelim dedik..gerçekten çok iyi bir gosteriydi..herşey çok güzeldi de bir tek benim makinanın şarjı yoktu...dolayısıyla elimizde kanıt niteliğinde hiçbir foto yok!!
işte boylee..
bu arada sınavlar başladı..oturup kalkıp snv yapıp snv okuyoruz..eğlence dorukta yanii!!!!
çok sık yazmasamda çok buyuk eksikliğini hissettim
okuduğum arkadaşlarımdan haber alamaz oldum..meger ne alışmışız su blog olayına da haberimiz yokmuş...
gorusmeyeli neler yaptım..
çok guzel bir 29 ekim geçirdim..uzun zamandır en dolu dolu kutladığım cumhuriyet bayramıydı
sabah okuldaki torene gittim...hava da pek bir guzeldi o gün..sonra da boğazda tekne turu..ellerimizde bayraklarımız boğazı bir uçtan bir uca gezdik durduk..sahildekelirle uzaktan bayramlaştık..e hazır boğaz taraflarındayken akşamki havai fişşek gösterilerini de izleyelim dedik..gerçekten çok iyi bir gosteriydi..herşey çok güzeldi de bir tek benim makinanın şarjı yoktu...dolayısıyla elimizde kanıt niteliğinde hiçbir foto yok!!
işte boylee..
bu arada sınavlar başladı..oturup kalkıp snv yapıp snv okuyoruz..eğlence dorukta yanii!!!!
Friday, October 10, 2008
Bugün izledim bu filmi..edebiyatçı arkadaşlarımı hemen haberdar edeyim dedim :)Amerikan edebiyatının en ünlü yazarlarından biri olan Philip Roth'un The Dying Animal adlı romanından uyarlanmış bir film Elegy(Aşkın Peşinde). Filmin girişini çok sevdim..başından sonuna keyifle izledim..sizlere de izlemenizi tavsiye ederim..Başrollerde Penelope Cruz ve Ben Kingsley var. Yani kadro super..aralarındaki kimya bence çok iyi (ki bu çok önemli bir şey..zira aşk yaşamaları öngörülen oyuncular arasındaki uyumsuzluk filmi berbat edebiliyor )....hikayemiz universitede ders veren bir profesor ile genç ve güzel öğrencisi arasındaki aşk..bağlanma korkusu..yaşlanma korkusu...
Daha önce de Human Stain(İnsan Lekesi) sinemaya aktarılmıştı..belki onu izlemişsinizdir..izlemediyseniz onu da mutlaka izlemenizi tavsiye ederim..yok ben bu filmleri izlemem ama kitaplarını okurum derseniz o da olur...hatta daha da güzel olur..
The Dying Animal - "Ölen Hayvan" adıyla Türkçeye çevrilmiş...
İyi seyirler...
Sunday, September 21, 2008
birşeyler yazmak istiyorum ama ne yazsam bilemiyorum..rahşancım sana demiştim okullar açılsın bak nasıl sesim kesilecek diye..nitekim oyle oldu..bir koşuşturmacanın içinde buluverdim kendimi...gezmeler tozmalar kültür gezileri şunlar bunlar sona erdi..hatta kitaplarımı bile doğru dürüst okuyamıyorum..erken kalkmaya alışamadı daha bünyem..eve gelirgelmez pestil gibi yatıyorum.....bayram tatilinde dinlenicez neyseki biraz (aman çok yorulduk da sanki) dinlenmek yerine uyumak kelimesini kullanmak daha doğru olacak aslında :)
hava ne kadar soğudu biranda..inanılır gibi değil...daha 3 gün once nefes alınmıyodu...bugun kazaksız ceketsiz sokağa çıkılmıyor...olsun olsun özlemişiz serin, yağmurlu karanlık havaları...ama boyle havaların da cok fena bir tarafı var..zaten çıkması zor olan sıcacık yumusacık yatağınızdan hiiiç mi hiç çıkasınız gelmiyor..dunyanın en guzel en sıcak en yumusak yatağı sizin yatağınız sanki o anda..oyle dimi??
dun akşam daha once de izleyip çok beyendiğim bir filmi izledim yeniden.."eternal sunshine of the spotless mind" (sil baştan)...artık hatırlamak istemediğiniz anılarınızı zihninizden sildirmek ister miydiniz? boyle birşey mümkün olsaydı gerçekten bunu yapar mıydınız? ben heralde istemezdim...işte filmdeki kahramanlarımız böyle bir maceranın içine atıyorlar kendilerini...görmediyseniz mutlaka görmenizi tavsiye ederim..
ne yazsam bilmiyorum dedim ama bisürü bişeyler buldum galiba anlatacak...bu arada televizyonum da açık ve salı akşamı saat 21:00 de tv8'de "lost in translation"(bir konuşabilse) nın olduğunu öğreniyorum...o da çok iyi bir filmdi..tekrar izlenebilir..sizin de aklınızda bulunsun;)
hava ne kadar soğudu biranda..inanılır gibi değil...daha 3 gün once nefes alınmıyodu...bugun kazaksız ceketsiz sokağa çıkılmıyor...olsun olsun özlemişiz serin, yağmurlu karanlık havaları...ama boyle havaların da cok fena bir tarafı var..zaten çıkması zor olan sıcacık yumusacık yatağınızdan hiiiç mi hiç çıkasınız gelmiyor..dunyanın en guzel en sıcak en yumusak yatağı sizin yatağınız sanki o anda..oyle dimi??
dun akşam daha once de izleyip çok beyendiğim bir filmi izledim yeniden.."eternal sunshine of the spotless mind" (sil baştan)...artık hatırlamak istemediğiniz anılarınızı zihninizden sildirmek ister miydiniz? boyle birşey mümkün olsaydı gerçekten bunu yapar mıydınız? ben heralde istemezdim...işte filmdeki kahramanlarımız böyle bir maceranın içine atıyorlar kendilerini...görmediyseniz mutlaka görmenizi tavsiye ederim..
ne yazsam bilmiyorum dedim ama bisürü bişeyler buldum galiba anlatacak...bu arada televizyonum da açık ve salı akşamı saat 21:00 de tv8'de "lost in translation"(bir konuşabilse) nın olduğunu öğreniyorum...o da çok iyi bir filmdi..tekrar izlenebilir..sizin de aklınızda bulunsun;)
Wednesday, August 20, 2008
İstanbul'un Boğaz'dan tepeye doğru uzanan eski sokaklarını keşfetmek amaç..
Yeniköy burası..İstanbul'un en güzel semtlerinden biri..
Bu alçak merdivenli, arnavut kaldırımlı sokak da Kürkçü Faik Sokak...
Küçücük, daracık, şirin mi şirin, arnavut kaldırımları hala bozulmamış, asfaltlanmamış tarihi bir eski İstanbul sokağı...malum artık böyle yerlere rastlamak pek kolay değil..
Kim bilir belkide burada yürürken düşünüp yazdı bu dizeleri..
KENT
"Başka diyarlara, başka denizlere giderim, dedin.
Bundan daha iyi bir kent vardır bir yerde nasıl olsa.
Sanki bir hükümle yazgılanmış bir çabam;
ve yüreğim sanki bir ceset gibi gömülmüş oraya.
Daha ne kadar çürüyüp yıkılacak böyle aklım?
Nereye çevirsem gözlerimi, nereye baksam burada
gördüğüm kara yıkıntılarıdır hayatımın yalnızca
yıllar yılı yıktığım ve heder ettiğim hayatımın."
"Başka diyarlara, başka denizlere giderim, dedin.
Bundan daha iyi bir kent vardır bir yerde nasıl olsa.
Sanki bir hükümle yazgılanmış bir çabam;
ve yüreğim sanki bir ceset gibi gömülmüş oraya.
Daha ne kadar çürüyüp yıkılacak böyle aklım?
Nereye çevirsem gözlerimi, nereye baksam burada
gördüğüm kara yıkıntılarıdır hayatımın yalnızca
yıllar yılı yıktığım ve heder ettiğim hayatımın."
Yeni ülkeler bulamayacaksın, bulamayacaksın yeni denizler.
Hep peşinde, izleyecek durmadan seni kent. Dolaşacaksın
aynı sokaklarda. Ve aynı mahallede yaşlanacaksın
ve burada, bu aynı evde ağaracak aklaşacak saçların.
Hep aynı kente varacaksın. Bir başka kent bekleme sakın,
ne bir gemi var, ne de bir yol sana.
Nasıl heder ettiysen hayatını bu köşecikte,
yıktın onu, işte yok ettin onu tüm yeryüzünde.
Constantino KAVAFİS

Hep peşinde, izleyecek durmadan seni kent. Dolaşacaksın
aynı sokaklarda. Ve aynı mahallede yaşlanacaksın
ve burada, bu aynı evde ağaracak aklaşacak saçların.
Hep aynı kente varacaksın. Bir başka kent bekleme sakın,
ne bir gemi var, ne de bir yol sana.
Nasıl heder ettiysen hayatını bu köşecikte,
yıktın onu, işte yok ettin onu tüm yeryüzünde.
Constantino KAVAFİS
Sokaktan tepeye doğru çıktığımızda eskisi yenisi birbirine karışmış evler ve eski bir Rum okulu karşıladı bizi..

...ve tabii evlerin arasından bize göz kırpan eşsiz Boğaz manzarası..
Dünyanın neresine giderseniz gidin daha güzelini bulamayacağınız..gece gündüz seyretmeye doyamadığınız İstanbul Boğazı...
Artık geri dönüyoruz..acıktık susadık..birşeyler yiyip içmemiz lazım.. bunun için biçilmiş kaftan Kürkçü Faik sokağın başındaki Tarihi Yeniköy Kahvehanesi...
Çayımızı söylüyoruz..yanına da birer tost..buğulu üzüm salkımlarının altında oturup bir güzel soluklanıyoruz mis gibi esen rüzgar eşliğinde...limonata limonata!! (anneannem bu tabiri kullanır insanı ferahlatan hafif rüzgarlı havalar için :))
Yarım asırdır el değmemiş bir sokakta yürüdük bugün..
"İstanbul'da Ölmeden Önce Yapmanız Gerek 101 Şey"den birini daha gerçekleştirmenin gururuyla dönüyoruz evimize...
Sunday, August 10, 2008
Aslına bakarsanız bu kitap kulübü bana biraz üniversitedeki roman incelemesi derslerini hatırlatıyor..o zaman da hocanın okumamızı söylediği kitabı okur, dersler boyu üzerinde konuşurduk...aslına bakarsanız daha ziyade hoca anlatır-işte şurda aslında şunu demek istemiştir yazar, burda bu sembolü kullanmıştır vs.- biz de tutabildiğimiz kadar çok not tutmaya çalışırdık :)
Neyse işte özetle bu sene resimde gördüğünüz romanları ve bunlara ek olarak Nermin Bezmen'in "Sır" ve "Aurora'nın İncileri" ni okuduk...(ben "Sır"ı beyenmediğim için onun devamı niteliğindeki "Aurora'nın İncileri"ni okumadım..çok da büyük bir kayıp olduğunu düşünmüyorum..onun yerine Truman Capote'nin "Soğukkanlılıkla"sını okudum..oldukça da başarılı buldum :))
Okudukların içinde favorin hangisiydi derseniz..."Kimya Hatun" ve "Veda" haricinde ve tabii "Sır" haricinde hepsi diyebilirim...Marquez'in "Yüzyıllık Yalnızlık"ı tam bir baş yapıt...daha önce okumamış olduğuma inanamıyorum...yine aynı şekilde Ayn Rand'ın "Yaşamak İstiyorum"u bir solukta okuduğum ve beni çok etkileyen bir roman oldu...Elif Şafak'ın "Siyah Süt"ü hakkında zaten çok şey yazılıp çizildi...kitabı çok sevenler ve nefret edenler diye millet ikiye ayrıldı..ben şahsen çok sevenlerdenim...ben doğum moğum yapmadım..zaten bu kitap da sadece doğum öncesi ve sonrası depresyonla ilgili değil...Coelho'nun "Portobello Cadısı" da gayet sürükleyici ve hoş bir kitap bence..
Herkese bol kitaplı günler diliyorum :))
Tuesday, August 05, 2008
evet, anladigim kadariyla hala birkaç tane, yilmadan blogumu tiklayip yeni birseyler var mi diye bakan arkadasim var..oncelikle bu ilgilerinden dolayi kendilerine tesekkurlerimi bir borç bilirim :)
malum tatildeyiz..e naapmak lazım..gezmek dolaşmak, yeni yerler keşfetmek lazım..ben de elimden geldigince bunu yapmaya çalışıyorum..
benim tatilime arkadaşlarım çok özenir...2 ay!! 2 koca ay!! oyle gibi gozukse de aslinda tatil yaptiginiz gün sayısı diğer mesleklerde çalışanlarla aşağı yukarı aynıdır..yani 1-2 hafta arasi bişey...onun dışında kalan zaman sıcaktan sokağa çıkamamakla, evde miskin miskin oturup sıkıntıdan patlamakla gecer..yani o kadar da cazip değil..tabii bu soylediklerim daha ziyade kendim için geçerli, belki tatilini daha verimli kullananlar vardır..hoş tabii bu maaşlarla da nereye kadar!!
neyse..madem koskoca 2 ay içinde sadece 1-2 haftamız var..bunu en iyi şekilde degerlendirmek lazim tezinden yola çıkarak biz de bu sene ki tatil hakkımızı italya'da kullanmaya karar verdik..tüm hazırlıkların ardından tam 8 gün sürecek olan italya maceramıza başkent Roma'dan başladık..oradan ver elini 2000 yıl önce Vezüv'ün külleri altında kalan antik roma şehri Pompei ve daha sonra italyan filmlerinin vazgeçilmez şehri, balkonlarında asılı çamaşırlarıyla ünlü Napoli..hep ne kadar eğik olduğunu merak ettiğim Pisa kulesi ve kocaman bir labirenti andıran Siena..dünyanın en güzel şehirlerinden biri hatta en güzel şehri olduğu söylenen Floransa..Shakespear'in bir sure kaldığı ve ünlü Rome&Juliet'ini yazdığı Verona....veeee son olarak da Venedik!! hepsi birbirinden guzel hepsi birbirinden tarihi...ozetle cok yorucu ama cook guzel bir tatildi...gitmek gormek isteyenlere tavsiye edilir!!
tarih demişken duyduğumda beni çok üzen bir orandan bahsedeyim size...italyan'ların tarihlerine yani tarihi eserlerine sahip çıkma oranı yaklaşık olarak %63 müş...biz türkler'de ise bu oran kaça düşüyor biliyor musunuz? cevap veriyorum MAALESEF sadece ve sadece %5...yorumu size bırakıyorum!!
bu kadar anlattık bir kaç tane de resim koyalım bari dimi :))
Friday, June 06, 2008
Neredeyse 6 ay olmuş sevgili bloguma birşeyler yazmayalı...bu altı ay içinde neler mi yaptım?? Bol bol kitap okudum kurdugumuz kitap klubu sayesinde. Hani hep filmlerde falan goruruz de hicbir zaman gerceklestiremeyiz..ama biz gerceklestirdik..cok da guzel oldu..uzun zamandir istedigim kaadar vakit ayiramiyordum kitap okumaya..bu sayede yeniden istedigim zaman vakit ayırabildigimi gordum...okudugum kitaplardan belki daha sonra bahsederim..tabii bolca da film izledim..aslında eskiye oranla film izleme yüzdemde de birazcık dusme var..zaten oradan ayırdıgım zamanla kitap okuyabiliyorum :) gezdim dolaştım, çalıştım çabaladım...ozetle 6 ayın nasıl gectigini anlamadım..simdi durup dururken altı ay sonra neden yeniden yazıyorum onu ben de bilmiyorum..aslında bir kitapla ilgili bilgi ararken karsıma cıkan blog sayfası bana yeniden sevgili blogumu hatırlattı..ben de yeniden donmeye karar verdim galiba blog alemine..tabii bu arada beni okuyacak kimse kaldı mı onu da bilmiyorum ama neyse!! simdilik bu kadar..sonra gorusuruz
Monday, November 12, 2007
Hayatlarimiza "facebook" denen birşey girdi ki sormayın gitsin...onunla yatıp onunla kalkar hale geldik..kimi görsem kime sorsam herkes orada herkes onunla haşırneşir..televizyonlarda, gazetelerde hep ondan bahsediliyor..kimi, insanların özel hayatlarına saldırı nitelğinde, kullanılmaması gereken tehlikeli birşey olduğundan bahsederken kimi de tam tersi bağları öyle yada böyle kopmuş eski arkadaşları bulma imkanı tanıdığı için çok super birşey olduğundan bahsediyor...bana kalırsa iki görüşünde doğruluk payı var...evet herkes birbirinin sayfasında istediği gibi dolaşıp resimlerine, arkadaş listesinde kimler olduğuna, şuyuna buyuna bakıyor..bunu bir nevi rontgencilik olarak yorumlayanlar da var...ama sonuçta biz paylaşmak istediğimiz için o resimler ya da arkadaş listemizdeki insanlar orada!! oyle dimi??
zaten teknolojik olan herşeyin yararı kadar zararı yok mu?? işte bence facebook da boyle bişey..aynı anda hem yararlı hem de zararlı!!
sizi bilmem ama eski arkadaşlara ulaşma fikri beni çok heyecanlandırıyor..düşünsenize ilkokuldan beri görmediğiniz arkadaşlarınız hop diye facebookta karşınızda beliriveriyor...küçücük hallerini bildiğiniz insanlar büyümüş kocaman insanlar olmuşlar..tabii buna kendiniz de dahilsiniz :)))
neyse işte facebook sayesinde ben de ilkokul arkadaşlarıma tekrar kavuşmanın mutluluğu ve heyecanını taşıyorum...facebookta başalayan yazışmalar geçtiğimiz haftasonu yerini gerçek buluşmaya bıraktı...en eski arkadaşlarıma yeniden kavuştum..hepsini yeniden kucakladım :)) o kadar güzel ve heyecan vericiydi ki...herkeste aynı heyecan ve mutluluk vardı :)) bidahaki buluşmaya öğretmenimizi de getirirsek tam super olacak :))))))
zaten teknolojik olan herşeyin yararı kadar zararı yok mu?? işte bence facebook da boyle bişey..aynı anda hem yararlı hem de zararlı!!
sizi bilmem ama eski arkadaşlara ulaşma fikri beni çok heyecanlandırıyor..düşünsenize ilkokuldan beri görmediğiniz arkadaşlarınız hop diye facebookta karşınızda beliriveriyor...küçücük hallerini bildiğiniz insanlar büyümüş kocaman insanlar olmuşlar..tabii buna kendiniz de dahilsiniz :)))
neyse işte facebook sayesinde ben de ilkokul arkadaşlarıma tekrar kavuşmanın mutluluğu ve heyecanını taşıyorum...facebookta başalayan yazışmalar geçtiğimiz haftasonu yerini gerçek buluşmaya bıraktı...en eski arkadaşlarıma yeniden kavuştum..hepsini yeniden kucakladım :)) o kadar güzel ve heyecan vericiydi ki...herkeste aynı heyecan ve mutluluk vardı :)) bidahaki buluşmaya öğretmenimizi de getirirsek tam super olacak :))))))
Monday, October 29, 2007
Wednesday, October 17, 2007
Bayram seyran fırsat bu fırsat, yılın son güzel güneşli günlerini değerlendirelim dedik ve bayramda Marmaris'e gittik. Marmaris'e son gittiğimde 5 yaşında falandım heralde..dolayısıyla hiçbirşey hatırlamıyorum ama gidenler hep çok güzel olduğunu söylüyorlardı, gerçekten de öyleymiş...
Şansımıza hava çok güzeldi...Günlük güneşlik, missss gibi..Gezdik dolaştık,denize girdik,güneşlendik, bol bol fotograf çektik...
Gökova ve Dalyan'da denize girdik....Dönüş yolunda "ormancı" türküsünün yakıldığı Belen Kahvesin'de çay molası verdik..sonrada Selçuk yakınlarındaki Şirince köyüne uğradık. Adı gibi acayip şirin bir köy..Şarapçılık yapılyor..meyva şarapları var... pek güzel!! Fotograf çekmek için bir cennet adeta..istemediğiniz kadar çok şey var fotografalyabileceğiniz..
Neyse özetle çok güzel bir 3 gün geçirip evimize döndük..işte size küçük gezimizden birkaç ayrıntı...




Şansımıza hava çok güzeldi...Günlük güneşlik, missss gibi..Gezdik dolaştık,denize girdik,güneşlendik, bol bol fotograf çektik...
Gökova ve Dalyan'da denize girdik....Dönüş yolunda "ormancı" türküsünün yakıldığı Belen Kahvesin'de çay molası verdik..sonrada Selçuk yakınlarındaki Şirince köyüne uğradık. Adı gibi acayip şirin bir köy..Şarapçılık yapılyor..meyva şarapları var... pek güzel!! Fotograf çekmek için bir cennet adeta..istemediğiniz kadar çok şey var fotografalyabileceğiniz..
Neyse özetle çok güzel bir 3 gün geçirip evimize döndük..işte size küçük gezimizden birkaç ayrıntı...
İşte böyleeeeee...geri kalanını da merak ediyorsanız..click here :))
Tuesday, October 09, 2007
Bugun bir baktim, amma ihmal etmisim ben blogumu..hemen otur birseyler yaz dedim kendi kendime ama aslına bakarsanız ne yazacagımı tam olarak bilemiyorum :)
Malum hem ramazan hem okullar acıldı, dolayısıyla uzun zamandır coook sessiz sakin gunler gecirmekteyim..bir de facebook cılgınlığı hasıl oldu iyice uvey evlat muamelesi yaptık blogumuza!
Şu facebook gercekten cok cılgın bir olaymıs!! 40 yıldır gormedigim,haber alamadıgım herkes orada nerdeyse...tabii mesajlasmalar,profil incelemeler,cicek yollamalar,pokelamalar vs...hala facebook kaydınızı yapmadıysanız bekleriz biz ordayız :))
Bu arada ramazanın da sonuna geldik..iki gun sonra bayram..bayramda buralarda olmayacagım..artık insallah donuste yeni havadisler ve fotolarla gorusuruz..
Şimdiden İYİ BAYRAMLAR....
Malum hem ramazan hem okullar acıldı, dolayısıyla uzun zamandır coook sessiz sakin gunler gecirmekteyim..bir de facebook cılgınlığı hasıl oldu iyice uvey evlat muamelesi yaptık blogumuza!
Şu facebook gercekten cok cılgın bir olaymıs!! 40 yıldır gormedigim,haber alamadıgım herkes orada nerdeyse...tabii mesajlasmalar,profil incelemeler,cicek yollamalar,pokelamalar vs...hala facebook kaydınızı yapmadıysanız bekleriz biz ordayız :))
Bu arada ramazanın da sonuna geldik..iki gun sonra bayram..bayramda buralarda olmayacagım..artık insallah donuste yeni havadisler ve fotolarla gorusuruz..
Şimdiden İYİ BAYRAMLAR....
Sunday, September 23, 2007
Biliyorsunuz "LOST" bir çılgınlık...ve ben de kendimi bu çılgınlığa kaptıranlardanım...uzuun zaman once izlemeye başladığım dizinin 3. sezonunu da nihayet bitirmiş bulunuyorum!!
Yalnız anlamadığım bişey var...onca bolum izledikten sonra bile hiçbirşey açıklığa kavusmuyor. Dizinin ilk bolumlerindeki şaşkınlık ve "haydi bakalııım...şimdi nolucak??" hissi seyrettigim son boşuöe kadar surdu gitti..her karakterin kazadan onceki hayatlarına iliskin flashbacklere alışmıs, bu sayede karakreler hakkında bir cok faideli bilgiye ulasmıstım ve tabii bu sebeple flashbacklere alısmıskene ANA!! o da ne son bolumde izledigim şey meger flashback diil flashforward mıs (tam olar boyle mi dendiginden emin diilim be tanımı kendi kafamdan uydurdum) yani karakterlerin daha ileriki zamanlardaki hayatlarından kesitler vermesinler mi!! tabii yine aynı duygularla yani, "haydaaaaa...e noluyo ki acaba?" şeklinde dusuncelerle basladım 4. sezonun (ki bildigim kadarıyla bu final sezon olacak) bitmesini ve cd'lerin elimize gecmesini beklemeye..
Tabii onu beklerken bos durmak olmaz...hemen yeni dizi dvd'leri bulup onları bitirmeye baslamam lazım...aklımda Dr House var...House adında çılgın bir doktorun mazeraları diyelim konusuna özetle..belki denk gelip izlemişsinizdir...Zamanında ER'ın en sadık mudavimlerinden biriydim,ondan oturu hastaneli,doktorlu dizileri nedense pek seviyorum (bizim "Doktorlar"ı diil ama)..işte bu yuzden dr house ıyı bır secenek gibi duruyor...sizin de alternatif onerileriniz varsa beklerim!!
Subscribe to:
Posts (Atom)
