Sunday, September 21, 2008

birşeyler yazmak istiyorum ama ne yazsam bilemiyorum..rahşancım sana demiştim okullar açılsın bak nasıl sesim kesilecek diye..nitekim oyle oldu..bir koşuşturmacanın içinde buluverdim kendimi...gezmeler tozmalar kültür gezileri şunlar bunlar sona erdi..hatta kitaplarımı bile doğru dürüst okuyamıyorum..erken kalkmaya alışamadı daha bünyem..eve gelirgelmez pestil gibi yatıyorum.....bayram tatilinde dinlenicez neyseki biraz (aman çok yorulduk da sanki) dinlenmek yerine uyumak kelimesini kullanmak daha doğru olacak aslında :)
hava ne kadar soğudu biranda..inanılır gibi değil...daha 3 gün once nefes alınmıyodu...bugun kazaksız ceketsiz sokağa çıkılmıyor...olsun olsun özlemişiz serin, yağmurlu karanlık havaları...ama boyle havaların da cok fena bir tarafı var..zaten çıkması zor olan sıcacık yumusacık yatağınızdan hiiiç mi hiç çıkasınız gelmiyor..dunyanın en guzel en sıcak en yumusak yatağı sizin yatağınız sanki o anda..oyle dimi??
dun akşam daha once de izleyip çok beyendiğim bir filmi izledim yeniden.."eternal sunshine of the spotless mind" (sil baştan)...artık hatırlamak istemediğiniz anılarınızı zihninizden sildirmek ister miydiniz? boyle birşey mümkün olsaydı gerçekten bunu yapar mıydınız? ben heralde istemezdim...işte filmdeki kahramanlarımız böyle bir maceranın içine atıyorlar kendilerini...görmediyseniz mutlaka görmenizi tavsiye ederim..
ne yazsam bilmiyorum dedim ama bisürü bişeyler buldum galiba anlatacak...bu arada televizyonum da açık ve salı akşamı saat 21:00 de tv8'de "lost in translation"(bir konuşabilse) nın olduğunu öğreniyorum...o da çok iyi bir filmdi..tekrar izlenebilir..sizin de aklınızda bulunsun;)

Wednesday, August 20, 2008

Ağır ağır çıktık bu merdivenlerden...

İstanbul'un Boğaz'dan tepeye doğru uzanan eski sokaklarını keşfetmek amaç..

Yeniköy burası..İstanbul'un en güzel semtlerinden biri..

Bu alçak merdivenli, arnavut kaldırımlı sokak da Kürkçü Faik Sokak...










Küçücük, daracık, şirin mi şirin, arnavut kaldırımları hala bozulmamış, asfaltlanmamış tarihi bir eski İstanbul sokağı...malum artık böyle yerlere rastlamak pek kolay değil..



Şair Kavafis de yürürmüş bu sokakta..

Kim bilir belkide burada yürürken düşünüp yazdı bu dizeleri..








KENT
"Başka diyarlara, başka denizlere giderim, dedin.
Bundan daha iyi bir kent vardır bir yerde nasıl olsa.
Sanki bir hükümle yazgılanmış bir çabam;
ve yüreğim sanki bir ceset gibi gömülmüş oraya.
Daha ne kadar çürüyüp yıkılacak böyle aklım?
Nereye çevirsem gözlerimi, nereye baksam burada
gördüğüm kara yıkıntılarıdır hayatımın yalnızca
yıllar yılı yıktığım ve heder ettiğim hayatımın."

Yeni ülkeler bulamayacaksın, bulamayacaksın yeni denizler.
Hep peşinde, izleyecek durmadan seni kent. Dolaşacaksın
aynı sokaklarda. Ve aynı mahallede yaşlanacaksın
ve burada, bu aynı evde ağaracak aklaşacak saçların.
Hep aynı kente varacaksın. Bir başka kent bekleme sakın,
ne bir gemi var, ne de bir yol sana.
Nasıl heder ettiysen hayatını bu köşecikte,
yıktın onu, işte yok ettin onu tüm yeryüzünde.

Constantino KAVAFİS

Sokaktan tepeye doğru çıktığımızda eskisi yenisi birbirine karışmış evler ve eski bir Rum okulu karşıladı bizi..








...ve tabii evlerin arasından bize göz kırpan eşsiz Boğaz manzarası..

Dünyanın neresine giderseniz gidin daha güzelini bulamayacağınız..gece gündüz seyretmeye doyamadığınız İstanbul Boğazı...
Artık geri dönüyoruz..acıktık susadık..birşeyler yiyip içmemiz lazım.. bunun için biçilmiş kaftan Kürkçü Faik sokağın başındaki Tarihi Yeniköy Kahvehanesi...

Çayımızı söylüyoruz..yanına da birer tost..buğulu üzüm salkımlarının altında oturup bir güzel soluklanıyoruz mis gibi esen rüzgar eşliğinde...limonata limonata!! (anneannem bu tabiri kullanır insanı ferahlatan hafif rüzgarlı havalar için :))



Yarım asırdır el değmemiş bir sokakta yürüdük bugün..

"İstanbul'da Ölmeden Önce Yapmanız Gerek 101 Şey"den birini daha gerçekleştirmenin gururuyla dönüyoruz evimize...




Sunday, August 10, 2008

Daha önce de biraz bahsetmiştim...Okuldaki arkadaşlarla bir kitap kulübü kurduk bu sene... her seferinde arkadaşlardan birinin önerdiği bir kitabı belirlenen bir süre içerisinde okuduk, arkasından da bir yerde buluşup enine boyuna tartıştık...okuduklarımızın bazılarını çok sevdik bazılarını hiç sevmedik...ama hepsini okuduk bitirdik :))


Aslına bakarsanız bu kitap kulübü bana biraz üniversitedeki roman incelemesi derslerini hatırlatıyor..o zaman da hocanın okumamızı söylediği kitabı okur, dersler boyu üzerinde konuşurduk...aslına bakarsanız daha ziyade hoca anlatır-işte şurda aslında şunu demek istemiştir yazar, burda bu sembolü kullanmıştır vs.- biz de tutabildiğimiz kadar çok not tutmaya çalışırdık :)

Neyse işte özetle bu sene resimde gördüğünüz romanları ve bunlara ek olarak Nermin Bezmen'in "Sır" ve "Aurora'nın İncileri" ni okuduk...(ben "Sır"ı beyenmediğim için onun devamı niteliğindeki "Aurora'nın İncileri"ni okumadım..çok da büyük bir kayıp olduğunu düşünmüyorum..onun yerine Truman Capote'nin "Soğukkanlılıkla"sını okudum..oldukça da başarılı buldum :))

Okudukların içinde favorin hangisiydi derseniz..."Kimya Hatun" ve "Veda" haricinde ve tabii "Sır" haricinde hepsi diyebilirim...Marquez'in "Yüzyıllık Yalnızlık"ı tam bir baş yapıt...daha önce okumamış olduğuma inanamıyorum...yine aynı şekilde Ayn Rand'ın "Yaşamak İstiyorum"u bir solukta okuduğum ve beni çok etkileyen bir roman oldu...Elif Şafak'ın "Siyah Süt"ü hakkında zaten çok şey yazılıp çizildi...kitabı çok sevenler ve nefret edenler diye millet ikiye ayrıldı..ben şahsen çok sevenlerdenim...ben doğum moğum yapmadım..zaten bu kitap da sadece doğum öncesi ve sonrası depresyonla ilgili değil...Coelho'nun "Portobello Cadısı" da gayet sürükleyici ve hoş bir kitap bence..

Bunlar da bu sabah kargodan taze taze gelenler..okuyan arkadaşım "Kanatsız Kuşlar"ı çok beyenmiş..hepimize birer mesaj atıp mutlaka okuyun demiş..biz deee hemen edindik ve yavaş yavaş sırayla hepsini okuyacağız..


Herkese bol kitaplı günler diliyorum :))

Tuesday, August 05, 2008

evet, anladigim kadariyla hala birkaç tane, yilmadan blogumu tiklayip yeni birseyler var mi diye bakan arkadasim var..oncelikle bu ilgilerinden dolayi kendilerine tesekkurlerimi bir borç bilirim :)

malum tatildeyiz..e naapmak lazım..gezmek dolaşmak, yeni yerler keşfetmek lazım..ben de elimden geldigince bunu yapmaya çalışıyorum..

benim tatilime arkadaşlarım çok özenir...2 ay!! 2 koca ay!! oyle gibi gozukse de aslinda tatil yaptiginiz gün sayısı diğer mesleklerde çalışanlarla aşağı yukarı aynıdır..yani 1-2 hafta arasi bişey...onun dışında kalan zaman sıcaktan sokağa çıkamamakla, evde miskin miskin oturup sıkıntıdan patlamakla gecer..yani o kadar da cazip değil..tabii bu soylediklerim daha ziyade kendim için geçerli, belki tatilini daha verimli kullananlar vardır..hoş tabii bu maaşlarla da nereye kadar!!

neyse..madem koskoca 2 ay içinde sadece 1-2 haftamız var..bunu en iyi şekilde degerlendirmek lazim tezinden yola çıkarak biz de bu sene ki tatil hakkımızı italya'da kullanmaya karar verdik..tüm hazırlıkların ardından tam 8 gün sürecek olan italya maceramıza başkent Roma'dan başladık..oradan ver elini 2000 yıl önce Vezüv'ün külleri altında kalan antik roma şehri Pompei ve daha sonra italyan filmlerinin vazgeçilmez şehri, balkonlarında asılı çamaşırlarıyla ünlü Napoli..hep ne kadar eğik olduğunu merak ettiğim Pisa kulesi ve kocaman bir labirenti andıran Siena..dünyanın en güzel şehirlerinden biri hatta en güzel şehri olduğu söylenen Floransa..Shakespear'in bir sure kaldığı ve ünlü Rome&Juliet'ini yazdığı Verona....veeee son olarak da Venedik!! hepsi birbirinden guzel hepsi birbirinden tarihi...ozetle cok yorucu ama cook guzel bir tatildi...gitmek gormek isteyenlere tavsiye edilir!!

tarih demişken duyduğumda beni çok üzen bir orandan bahsedeyim size...italyan'ların tarihlerine yani tarihi eserlerine sahip çıkma oranı yaklaşık olarak %63 müş...biz türkler'de ise bu oran kaça düşüyor biliyor musunuz? cevap veriyorum MAALESEF sadece ve sadece %5...yorumu size bırakıyorum!!

bu kadar anlattık bir kaç tane de resim koyalım bari dimi :))

Friday, June 06, 2008

Neredeyse 6 ay olmuş sevgili bloguma birşeyler yazmayalı...bu altı ay içinde neler mi yaptım?? Bol bol kitap okudum kurdugumuz kitap klubu sayesinde. Hani hep filmlerde falan goruruz de hicbir zaman gerceklestiremeyiz..ama biz gerceklestirdik..cok da guzel oldu..uzun zamandir istedigim kaadar vakit ayiramiyordum kitap okumaya..bu sayede yeniden istedigim zaman vakit ayırabildigimi gordum...okudugum kitaplardan belki daha sonra bahsederim..tabii bolca da film izledim..aslında eskiye oranla film izleme yüzdemde de birazcık dusme var..zaten oradan ayırdıgım zamanla kitap okuyabiliyorum :) gezdim dolaştım, çalıştım çabaladım...ozetle 6 ayın nasıl gectigini anlamadım..simdi durup dururken altı ay sonra neden yeniden yazıyorum onu ben de bilmiyorum..aslında bir kitapla ilgili bilgi ararken karsıma cıkan blog sayfası bana yeniden sevgili blogumu hatırlattı..ben de yeniden donmeye karar verdim galiba blog alemine..tabii bu arada beni okuyacak kimse kaldı mı onu da bilmiyorum ama neyse!! simdilik bu kadar..sonra gorusuruz

Monday, November 12, 2007

Hayatlarimiza "facebook" denen birşey girdi ki sormayın gitsin...onunla yatıp onunla kalkar hale geldik..kimi görsem kime sorsam herkes orada herkes onunla haşırneşir..televizyonlarda, gazetelerde hep ondan bahsediliyor..kimi, insanların özel hayatlarına saldırı nitelğinde, kullanılmaması gereken tehlikeli birşey olduğundan bahsederken kimi de tam tersi bağları öyle yada böyle kopmuş eski arkadaşları bulma imkanı tanıdığı için çok super birşey olduğundan bahsediyor...bana kalırsa iki görüşünde doğruluk payı var...evet herkes birbirinin sayfasında istediği gibi dolaşıp resimlerine, arkadaş listesinde kimler olduğuna, şuyuna buyuna bakıyor..bunu bir nevi rontgencilik olarak yorumlayanlar da var...ama sonuçta biz paylaşmak istediğimiz için o resimler ya da arkadaş listemizdeki insanlar orada!! oyle dimi??
zaten teknolojik olan herşeyin yararı kadar zararı yok mu?? işte bence facebook da boyle bişey..aynı anda hem yararlı hem de zararlı!!

sizi bilmem ama eski arkadaşlara ulaşma fikri beni çok heyecanlandırıyor..düşünsenize ilkokuldan beri görmediğiniz arkadaşlarınız hop diye facebookta karşınızda beliriveriyor...küçücük hallerini bildiğiniz insanlar büyümüş kocaman insanlar olmuşlar..tabii buna kendiniz de dahilsiniz :)))

neyse işte facebook sayesinde ben de ilkokul arkadaşlarıma tekrar kavuşmanın mutluluğu ve heyecanını taşıyorum...facebookta başalayan yazışmalar geçtiğimiz haftasonu yerini gerçek buluşmaya bıraktı...en eski arkadaşlarıma yeniden kavuştum..hepsini yeniden kucakladım :)) o kadar güzel ve heyecan vericiydi ki...herkeste aynı heyecan ve mutluluk vardı :)) bidahaki buluşmaya öğretmenimizi de getirirsek tam super olacak :))))))

Monday, October 29, 2007

CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN!!!


Kutlamalar için Bağdat caddesindeydik...çok güzeldi..her yer ışıl ışıldı...coşku doluydu!!






Wednesday, October 17, 2007


Bayram seyran fırsat bu fırsat, yılın son güzel güneşli günlerini değerlendirelim dedik ve bayramda Marmaris'e gittik. Marmaris'e son gittiğimde 5 yaşında falandım heralde..dolayısıyla hiçbirşey hatırlamıyorum ama gidenler hep çok güzel olduğunu söylüyorlardı, gerçekten de öyleymiş...
Şansımıza hava çok güzeldi...Günlük güneşlik, missss gibi..Gezdik dolaştık,denize girdik,güneşlendik, bol bol fotograf çektik...
Gökova ve Dalyan'da denize girdik....Dönüş yolunda "ormancı" türküsünün yakıldığı Belen Kahvesin'de çay molası verdik..sonrada Selçuk yakınlarındaki Şirince köyüne uğradık. Adı gibi acayip şirin bir köy..Şarapçılık yapılyor..meyva şarapları var... pek güzel!! Fotograf çekmek için bir cennet adeta..istemediğiniz kadar çok şey var fotografalyabileceğiniz..
Neyse özetle çok güzel bir 3 gün geçirip evimize döndük..işte size küçük gezimizden birkaç ayrıntı...









İşte böyleeeeee...geri kalanını da merak ediyorsanız..click here :))

Tuesday, October 09, 2007

Bugun bir baktim, amma ihmal etmisim ben blogumu..hemen otur birseyler yaz dedim kendi kendime ama aslına bakarsanız ne yazacagımı tam olarak bilemiyorum :)
Malum hem ramazan hem okullar acıldı, dolayısıyla uzun zamandır coook sessiz sakin gunler gecirmekteyim..bir de facebook cılgınlığı hasıl oldu iyice uvey evlat muamelesi yaptık blogumuza!

Şu facebook gercekten cok cılgın bir olaymıs!! 40 yıldır gormedigim,haber alamadıgım herkes orada nerdeyse...tabii mesajlasmalar,profil incelemeler,cicek yollamalar,pokelamalar vs...hala facebook kaydınızı yapmadıysanız bekleriz biz ordayız :))

Bu arada ramazanın da sonuna geldik..iki gun sonra bayram..bayramda buralarda olmayacagım..artık insallah donuste yeni havadisler ve fotolarla gorusuruz..

Şimdiden İYİ BAYRAMLAR....

Sunday, September 23, 2007

Biliyorsunuz "LOST" bir çılgınlık...ve ben de kendimi bu çılgınlığa kaptıranlardanım...uzuun zaman once izlemeye başladığım dizinin 3. sezonunu da nihayet bitirmiş bulunuyorum!!

Yalnız anlamadığım bişey var...onca bolum izledikten sonra bile hiçbirşey açıklığa kavusmuyor. Dizinin ilk bolumlerindeki şaşkınlık ve "haydi bakalııım...şimdi nolucak??" hissi seyrettigim son boşuöe kadar surdu gitti..her karakterin kazadan onceki hayatlarına iliskin flashbacklere alışmıs, bu sayede karakreler hakkında bir cok faideli bilgiye ulasmıstım ve tabii bu sebeple flashbacklere alısmıskene ANA!! o da ne son bolumde izledigim şey meger flashback diil flashforward mıs (tam olar boyle mi dendiginden emin diilim be tanımı kendi kafamdan uydurdum) yani karakterlerin daha ileriki zamanlardaki hayatlarından kesitler vermesinler mi!! tabii yine aynı duygularla yani, "haydaaaaa...e noluyo ki acaba?" şeklinde dusuncelerle basladım 4. sezonun (ki bildigim kadarıyla bu final sezon olacak) bitmesini ve cd'lerin elimize gecmesini beklemeye..


Tabii onu beklerken bos durmak olmaz...hemen yeni dizi dvd'leri bulup onları bitirmeye baslamam lazım...aklımda Dr House var...House adında çılgın bir doktorun mazeraları diyelim konusuna özetle..belki denk gelip izlemişsinizdir...Zamanında ER'ın en sadık mudavimlerinden biriydim,ondan oturu hastaneli,doktorlu dizileri nedense pek seviyorum (bizim "Doktorlar"ı diil ama)..işte bu yuzden dr house ıyı bır secenek gibi duruyor...sizin de alternatif onerileriniz varsa beklerim!!

Saturday, September 15, 2007

Sand Art - Ilana Yahav - Let's Get Together

cok ilginc bisey bu arkadaslar..daha once goreniniz bileniniz varmiydi bilmiyorum..ben ilk defa gordum ve acayip etkilendim..ben kagit kalemle bir cop adami zor cizerken millet kumdan neler yapiyor :))

Friday, September 14, 2007

10. Uluslararası Istanbul Bienali başladı...

Televizyon reklarmlarında ya da sokakta yürürken reklam panolarında falan mutlaka dikkatinizi çekmiştir zaten.. "SANAT HIC BU KADAR IYIMSER OLMAMISTI"


Gününü sanatsal faaliyetlerle değerlendirmek isteyen arkadaşlara duyrulur...bu yıl 5 farklı mekanda gerçekleştiriliyor bienal...hepsine olmasa da içlerinden biri ya da birileri ilginizi çekebilir...
İlgisini çekenlere detaylar burada...

Tuesday, September 04, 2007

Evet arkadaşlar, dün itibariyle tatilim resmen bitmiş ve ben işe gitmeye başlamış bulunuyorum. Şaka gibi...ne çabuk geçti güzelim 2 ay!! neyse artık, çalışıcaz ki tatilin keyfini çıkaralım dimi?!

Tatilimin son 5 gününü Gömeç'te geçirdim. Daha önceki tatil maceramda denize girip hiç serinleyememekten bahsetmiştim..burada ise durum bunun tam tersiydi...deniz çivi gibiydi..şahaneydi!!!!!! Girene kadar can çekişip, girdikten sonra saatlerce çıkmak istemeyecğiniz kadar güzeldi!! Neyse işte son kez sahilde güneşi batırdık, bir dahaki yaza kadar denizle, kumsalla vedalaştık...


Bol bol da resim çekmeyi unutmadık...


Bunlar bahçemizdeki ürünlerden birksç küçük örnek..



Burası da Atatürk Kayalıkları...tepedeki Atatürk profilini görebiliyrsunuz dimi?

Sunday, August 26, 2007

Uzuuuun zamandir sinemayla ya da izledigim filmlerle ilgili birseyler yazmamisim. Aslına bakarsanız uzun zamandir dogru durust sinemaya gittigim de soylenemez. Yazın boyle oluyor heralde. Sinemaya gitmek, film izlerken çikolata,gofret,patlamış mısır vs. yemek falan daha ziyade bir kış aktivitesi olarak goruluyor. Zaten yaz olunca sinemalara da soyle elle tutulur pek film de gelmiyor. Yada geliyor da biz farkına varmıyoruz, kapalı yerde 2 saat boyunca oturmak bize cazip gelmedigi icin bakmıyoruz,okumuyoruz,ilgilenmiyoruz...Mesela her ay mutlaka sinema dergisi alan ben,yaz basindan beri dergilerin önünden bile gecmedim!!

Neyse canim sinemaya gitmiyosak bu hiç film seyretmiyoruz anlamına gelmiyor..Evde vakit nasıl gecer...ya kitap okuyarak ya birşeyler seyrederek ya da internette oyalanarak. Televizyonda seyredecek hiçbirşey olmadığını da hesaba katarsak geriye tek bir alternatif kalıyor o da birkaç guzel film edinip evde izlemek.

Bu aralar bende bir Woody Allen merakı hasıl oldu. Bundan birkaç ay once birkaç tane Woody Allen filmi almıştım ama bir turlu izleme fırsatı bulamamıstım. İşte gecenlerde evde bos bos otururken fırsat bu fırsat deyip izlemeye basladım.

Once vizyona girdiginde sinemada da izlemiş oldugum Match Point'i yeniden izlemekle basladim. Bu filmin cok basarılı bir açılış sekansı var. Şans faktörünün insan hayatında ne kadar onemli bir yeri oldugu ancak bu kadar guzel anlatıla ve gosterilebilinir. Bu filmde Allen sadece yonetmen olarak karşımızda.

Daha sonra da sırasıyla 1977 yapımı "Annie Hall", 1979 yapımı "Manhattan"ve son olarak da 1993 yapımı "Manhattan Murder Mystery"i izledim. Bu filmleri izledikçe daha onceleri cok antipatik buldugum bu adamı daha cok sevdim.Inanılmaz keyifli filmler. Ozellikle "Manhattan Murder Mystery'i tavsiye ederim, yer yer gülmekten kırıldıgım cok keyifli bir film. Bahsettigim bu üç filmin bir ortak özelliği daha var. Üçünde de Woody Allen'a aynı oyuncu eşlik ediyor. O gün bu gün tarzından hiç ödün vermeyen hatta bence yüksek bel pantolonları ve etekleriyle,gözlükleri ve saçıyla bir tarz abidesi olan Diane Keaton.



Tüm bu filmlerle ilgili mutlaka üzerinde durulması gereken birşey daha var bence, o da müzikleri!! Mukemmel tek kelimeyle mukemmel!!!

Diyeceğim odur ki eğer bu filmleri daha once izlemediyseniz izlemenizi tavsiye ederim. Ben de en kısa zamanda gidip diğer WA filmlerini edinip arşivlemeye devam edicem..onerileriniz varsa bekliyorum..

Bu arada cok daha once izlediğim iki filmi var Woody abinin, "Melinda&Melinda" ve "Everyone Says I Love You" onlar da cok guzel ve keyifli filmler!! İzlerseniz iyi seyirler :)

Friday, August 17, 2007


SOL TARAFTA AÇIK OLARAK GÖRDÜĞÜNÜZ ŞEMSİYELERİN ALTINDA 5 GÜN BOYUNCA YATIP PÜFÜR PÜFÜR ESEN RÜZGARIN TADINI ÇIKARIP CUP CUP DENİZE ATLAYIP SERİNLEMEYİP AMA DALGALARLA BOĞUŞUP ÇOCUKLAR GİBİ EĞLENİP SONRA BOL BOL YİYİP İÇİP KİLO ALIP ENGİN DENİZ MANZARASININ TADINI ÇIKARIP BİR TATİLİ DAHA BİTİRİP YUVAYA DÖNDÜM...
TATİL BİTTİ!! (tamam tam bitmedi ama çok az kaldı)
DARISI SENEYE!!

Saturday, August 04, 2007

Herhalde ne yazacağımı anlamış bulunuyorsunuz :) çok seviyorum ben bu Candan Erçetin'i!!
2000 yılında başlamış bizim C.E. maceramız...Bugun usenmedim dolapları indirip bir yerlerde sakladığımı bildiğim eski konser biletlerini buldum..onun için bu kadar net konusabiliyorum :)

Bakın bu ilk biletimiz...heralde biletix yokmuş daha o zamanalar :)
Bununla beraber tam 4 sene hiç ara vermeden takip etmişiz konserleri...yani 2000-'01-'02 -'03 de arka arkaya bıkmadan usanmadan gitmişiz :) Sonra nedense arada iki senelik bir firemiz var..2004 ve '05'de gidememişiz..2006'da aynen devam ve tabii ki '07..
Biletlere bakarken bişey dikkatimi çekti..dikkatli bakarsanız sizde gorebilirsiniz belki..cok da komiğime gitti..yani bu kadar tutarlılık da olmaz ki canım :) her iki sene de bir tamı tamına aynı tarihlerde gitmişiz biz bu konserlere:

26 Mayıs 2000-2001 / 23 Temmuz 2002-2003 / 03 Ağustos 2006-2007 ilginç!!

Neyse özetle diyeceğim "yine candan erçetin'deydik ve yine muhteşemdi"..canlı performansı bu kadar iyi olan daha kaç kişi var bilmiyorum ama ben bundan sonra da konser haklarımı C.E'den yana kullanabilirim...eğer sizde daha once gitmediyseniz size de şiddetle tavsiye ederim!!

Friday, July 27, 2007

Turist damarlarımız kabardı ya bir kere İstanbul'da turistlik yapmaya devam ediyoruz. Geçen haftaki Eminönü-Sultanahmet-Beyazıt turundan sonra bugün de Tophane civarlarındaydık.
Zaman zaman gidip gezmekten keyif aldığım bir yere gittim bugün.


Gönül isterdi ki oraya gittiğimizde yurtdışındaki müzelerin önünde gördüğümüz manzaraları görebilelim.Ama maalesef müzeyi gezmeye gelmiş sadece bir avuç turist vardı. Üstelik giriş ücreti oldukça uygun (7 ytl) ve ulaşımı da çok rahat bir mekan (tramvay tam önünden geçiyor). Neyse belki daha yoğun olduğu günler vardır(umarım).

Bahçesinden içeri girergirmez bizi karşılayan "kırmızı gölge" ve "tavukbayanlar"ı selamladıktan sonra içeri giriyoruz ama tabii ki içerde resim çekmek yasak olduğu için size içeriden görüntüler sunamıyorum...gölge ve tavukalarla yetineceksiniz!!


Bunların dışında başka birşey daha vardı bizleri selamlayan. O da eski antreponun içinde kaderine terkedilmiş tarihi saat kulesi. Eski, bakımsız ve hüzünlü bir şekilde selamlıyor bizleri...

İçeriyi birkaç saat içinde gezdikten sonra hafif hafif acıkıyoruz.İstanbul Modern'in muhteşem İstanbul manzaralı kafesine oturup birşeyler atıştırmaya karar veriyoruz. E tabii yine bu arada birkaç foto alıyoruz :)

Ooohh!! Karnımızı ve gözümüzü doyurduktan sonra başlıyoruz düşünmeye.."şimdi naapsak?nereye gitsek acaba?"diye vee Pier Loti'ye çay içmeye gitmeye karar veriyoruz.

Pierre Loti İstanbul'a aşık Fransız bir denizci ve yazar. Ama tek aşkı İstanbul değil. Bir de "Aziyade" var!!!Karnımız tok olduğu için Pier Loti'de simit yiyemiyoruz sadece çay içiyoruz.Ama kahvehanenin içinden geçerken gördüğümüz "simitçi" tablosu çok hoşumuza gidiyor ve hemen resmini çekiyoruz :)

Son olarak tepeden aldığımız bir resimle İstanbul'a (Haliç'e) el sallayıp evimizin yolunu tutuyoruuz...